Bozcaada

Bir beyaz yakalı olarak, son yıllarda çok popüler olan Bozcaada’ya gitmeden daha fazla zaman geçiremezdim. Bu sebeple gerekli araştırmaları yapıp yola koyuldum.

Nasıl gittim?

Çanakkale’ye bağlı bu adaya ulaşımın çeşitli yolları var. Bizim tercih ettiğimiz İzmir’den arabayla Geyikli feribot iskelesine gelmek, arabayı park edip, yolcu olarak feribotla geçmekti. İskelenin hemen yanında bir park yeri var ancak orası günlük 10 TL gibi bir ücret talep edince, biz de 20 metre geride, evlerin olduğu, güvenli olduğunu yerel bir amcadan öğrendiğimiz bir alana park ettik.

2016 Mayıs ayında kişi başı bilet ücreti gidiş- dönüş 15 TL idi. Arabayla geçmek ise (isterseniz 12 kişi arabaya binin) 70 TL gibi bir fiyattı (gidiş- dönüş tabi). Tabi arabayla giderken düşünmeniz gereken bir husus var, o da feribot öncesi bir kilometre kadar bir kuyruk olması! Aynı kuyruğu dönüşte de gördük. 19 Mayıs yoğun dönem olduğu için belki, bu sıra biraz daha uzadı ama biz zaman kaybetmek istemedik açıkçası. Zaten çoğu insan da adada arabayla çok işimiz olmayacağını, istediğimiz koylara vs. zaten dolmuşla gidebileceğimiz söylemişti. Peki dedik, yaklaşık 30 dakikalık feribot yolculuğundan sonra adaya vardık.

5252016215952.jpg
Vapurdan adaya bakış

 

Feribottan indik ve bizi bekleyen muhteşem…?

Feribottan indiğimiz yerde dolmuşlar bekliyor. Eğer merkezde değil de, daha içeride (adadayız gerçi ne kadar içeride olabilir) bir yerde, mesela bir bağ evinde kalıyorsanız, taksi ve dolmuşu kullanabilirsiniz. Biz bavullarla takır takır ilerleyerek merkezdeki Otel Fahri’ye ulaştık. Otelin yeri, adanın tek kitapçısının yanında hemen. Nitekim onun dışında pek bir şeyi anlatılacak gibi değildi. Otele özel olan şeyler vardı tabi, gerek önceki misafirlerin odamızda saçlarını bize hediye olarak bırakmaları, odaların klimasız olması ve gece pantolonla yatırması, kahvaltının standartlığı (arkadaş ev yapımı reçel koy bari yahu), otelde tirbuşonun bulunmaması (e tabi, şarap mı var adada) vs. Neyse efendim, uzatmayım. Onun dışında yeri güzel, kelepir de denebilir. Siz siz olun yoğun dönemde gidiyorsanız, rezervasyonunuzu 4 ay önceden (ciddiyim) yaptırın ki istediğiniz yerde kalabilin.

419201613496.jpg
Huzur, huzur, huzur.

Hayattaki en büyük amacım yemek yemek ve “amaçsızca yürümek!

Otelden çıkıp, sokak aralarında amaçsızca yürürken (zaten 20 sokak falan var) meşhur şarap evlerinden Tenedion’u gördük. Malum Bozcaada için anahtar kelimelerden biri şaraptır. Hemen aç gözlü ben, “Tadalım işte beleş beleş, mis” tavrıyla yanaştım ancak artık tadımlar, içki yasaklarını düzenleyen yasalarca izin çıkmadığı için, yapılmıyormuş. Çözüm olarak hemen yan- üst sokağında küçük, 2 katlı bir tadım evi açmışlar, 15 TL’ye küçük kadehlerde sırasıyla Cabarnet Sauvignon, Merlot, Cabernet Sauvignon & Kuntra, Merlot & Kuntra, Kuntra Özel Rezerv, Karalahna, Kuntra, Roze, Vasilaki çeşitlerini tadabiliyorsunuz. Siz de benim gibi buldu mu kaçırmayanlardansanız, ikinciyi denerken “ Kekremsi ” muhabbetine girmeden “Doldur arkadaşım, onu da tadalım” cıysanız doğru yerdesiniz. Aynı zamanda üzümlerin özelliklerini ve şarapların nasıl yapıldığını da öğrenebiliyorsunuz. Şişe şarap fiyatları ise 15-40 TL arasında değişiyor. Karalahnayı tatmadan adadan ayrılmayın derim.

5272016155315.jpg

Bozcaada’da 3 popüler şarap üreticisi/markası var, Çamlıbağ, Corvus, Talay. Damak zevkinizin hangisine uygun olduğunu anlamak için hepsini tatmakta fayda var. O coğrafyada ayık gezmenizi gerektirecek bir durum yok nasıl olsa.

Şarap ile ilgili söyleyeceğim son şey ise, daha fazla bilgi sahibi olmak için Türkiye’nin tek Master of Wine adayı olan Tuğba Altınöz’den ders alabileceğinizdir. En fazla 5 kişiden oluşan, yaklaşık 3 saat sürecek eğitimde üzüm çeşitlerinden, yemek uyumuna kadar bilgiler veriliyormuş. Kişi başı 150 TL gibi bir ücreti var.

Adada birçok popüler mekan var, bazıları gerçekten bunu hak ederken, bazıları pazarlama stratejisi diye düşünüyorum. Benim deneyimlediklerim ve tatmadan dönmeyin dediklerim;

Lalezar Kahvaltı Salonu -> Standart kahvaltı aslında, sahibi hoşsohbet bir adam. Ufacık tavada yapılan menemene bayılanlar olmuş, yani anlayamadık neden öyle oldu.

Eski Kahve -> Kahveye gidip yemek yedik ama hiç pişman değilim . Börekimsi mantısı ve etli sarmasına alkışlar alkışlar!

Ada Cafe -> Meydana bakan, gelincik şerbeti için doğru adres. Benden söylemesi, gelincik şerbetini buzları erimeden bitirin ki dibini görebilesiniz, sıcakken içmeyin, içirmeyin!

Çınaraltı Cafe -> Pazarlama stratejisi olarak “ Dizilere, filmlere konu olan yer işte burası” sloganını kullanan, yine meydana bakan, sakızlı Türk kahvesiyle meşhur (overrated) kıraathane. Yorulunca oturursunuz işte.

Polente -> Gündüzü sakin, gecesi cıstak cıstak, müzikleri iyi, İstanbul kafasında bir mekan. Adanın alenen kesişme adresi.

Hasan Tefik Zeytinyağı Lokantası -> 10 numara 5 yıldız bir aile işletmesi. Asma yaprağına sarılı yaptıkları her şey efsaneydi. Özellikle asma yaprağında sardalya, keçi peyniri ve portakallı karides favorilerim oldu, eve gelince hemen yapmak için garsona sorular bile sordum (yapmadı).

Güveç lokantası -> Bu öğlen ev yemeği ile geçiştirelim derseniz, adres budur. Fiyatlar uygun.

Güverte -> Izgara ahtapot, Girit mezesi, Rum böreği diyorum, önünde eğiliyorum.

Fuska -> Sağdaki kale manzarasında, denizin dibinde, Türkçe 90’lar 2000’ler eşliğinde çaycı, kahveci, biracı, şarapçı. Manzara güzel demiş miydim!

Çiçek Dondurma -> Lavantadan dondurma olur mu demeyin, adamlar yapmış. Gelato tadı seven, buz(lu) dondurmayı çok benimsemeyen bünyem, “Ne gerek vardı yani niye uğraştınız ki” dese de seveni de çok. Bir top alın, herkes ondan bir kaşık yesin, yeter.

Sandal -> 4 ay önceden rezervasyon yaptıranı varmış. Hani para yoktu millette, anlamadım bu işi. (Yer bulamadık tabi ki).

Battı Balık -> ***Spoiler içerir *** “Bir Küçük Eylül Meselesi” filminden de tanıdığımız, hani elemanın kızı heyecanla beklediği, kızın gelip, elemanı öpüp, 15 saniye sonra şehirlilerle takılmak için ayrıldığı mekan. O kızın oturmadığı masa için insanlar belki bugün kavga edebilir, o derece kalabalık. Yer bulunamadı.4212016125214.jpg

Adaya gittik, denize girmeden olmaz!

Ben ege insanıyım, denizsiz yapamam diyen bir insan adaya gelirse, hava ne kadar soğuk olursa olsun, denize girer. Tabi denize merkezden girilemediği için, koylara ulaşmak için bir araç gerekiyor. Dolmuş, taksinin dışında bisiklet, motor, ATV, araba (yok yani öyle büyük Sedan değil, arkası açık, küçük 93 model jipçikler) kiralayabiliyorsunuz. Günlük motor 120 TL, bisiklet 30 TL, ATV 200 TL, jipçik de 200 TL gibi bir ücret karşılığında tabi. İki tane kiralama yeri var benim gördüğüm , biri Akyüz, diğeri Güney. Güney’deki eleman biraz fazla cool olduğu için, Akyüz’e doğru yöneldik. Akyüz’de aynı zamanda saatlik de kiralayabiliyorsunuz, ona göre de fiyat değişiyor. Hatırlatmadan geçmeyelim, motor için A2 ehliyeti şart ve pazarlığa tabi değil.

5252016215731.jpg
Arabayla karşıya geçmeyip, adada kiraladığımız araba (bkz: mantık hatası)

 

Biz Türkçe/yabancı karışık kaset kıvamında şarkılarla dolu USB’mizi alarak (adamlarda hizmet 10 numara), arabayla yola çıkıp 15 dakika içinde Ayazma koyuna ulaştık. Ada içindeki yollarda hız sınırı 50 km/h olduğu için, gaza basamıyorsunuz da (adrese ceza geliyormuş). Adından da anlaşılacağı üzere ayazın dibi burası! 19 Mayıs tarihindeyiz, sahil selfie çeken kızlar, el ele yürüyen çiftlerle doluyken, denizde bir ben, bir de 5-10 yaş grubu çocuklar. Ülkemizin her il/ilçesinde Akvaryum koylarını gezen biri olarak, Bozcaada’daki Akvaryum koyunu kaçıramazdım. İkinci durak ve iyi ki gittik dediğim yer orasıydı. Deniz nispeten daha ılık ve berraktı. Anahtar kelimeler : denizin gibi, katlanan sandalye ve masa, soğusun diye denize koyulan biralar ve şaraplar, Gökçeada mı Bozcaada mı muhabbeti.

4202016153139.jpg
Ayazma Plajı

Ve tabi ki Polente Feneri…

Söylenene göre en güzel gün batımı buradan izleniyormuş. Söylenene göre diyorum çünkü bulutlar bize izin vermedi, ne güneşi görebildik ne de günbatımını. Ama şu garanti ki, şarap, manzara, değirmenler, yüksek yüksek kayalar, sakinlik, ve bunlara ek olarak katlanan sandalye, yogacı kız (bunu da gördü bu gözler), pizza(bulmuş adamlar) yiyen insanlar, film aşkı yaşamaya gelenlerle beraber özel bir coğrafya.

42120162199.jpg
Polente Feneri – ne kadar fener görünmese de 🙂

 

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s