Akyaka – Fethiye

Yaş ilerledikçe, Çeşme, Bodrum mantığı biraz uzak gelmeye başladıktan ve katlanan sandalyeleri alıp koy koy gezebilitemi keşfettikten sonra, yurdumun Ege ve Akdeniz sahillerini neden keşfetmiyorum diye düşünmeye başladım. Harekete geçtim ve ilk durak Datça oldu, doyamadım resmen. Bu sene de yine yakın coğrafyada, daha kolay ulaşılabilir bir yer olan Akyaka’ya gidebilirim dedim. Annemin de çok sevdiği bir yer olması ve sakin şehir ünvanını alması, “Acaba yaşlı şehri mi ya burası?” diye düşündürtse de, doğa dedim, huzur dedim, çıktım yola.

Akyaka, Muğla’nın Ula ilçesine bağlı bir belde. Türkiye’de 11 adet bulunan “cittaslow” yani sakin şehir anlamına gelen yerlerden biri. Daha detaylı bilgi için aşağıdaki linke tıklayabilirsiniz (Halktan aldığım bilgiler değil sonuçta, copy paste’ciliğin anlamı yok).

https://tr.wikipedia.org/wiki/Cittaslow#T.C3.BCrkiye.27deki_sakin_.C5.9Fehirler

Muğla’nın her ilçesi, her kasabası güzel dedik ama Akyaka başka diyenlere güvendik, geldik. Bayramın 2. günü olduğu için sanırım, sakin şehirden eser yoktu. Her yerde araba, insan ve çöp vardı. O kadar ki arabada uyuyanlar normal göründü gözüme çünkü Akyaka Orman Kampının karşısında bulunan mezarlıkta bile çadır kurup uyuyanlar vardı (Yürek mi yediniz abicim).

Akyaka’da birçok butik otel var. Butik otelden kastım, 2 katlı olan her ev, otel ve pansiyon yapılmış ancak yoğun sezon olduğu için tanıdık vasıtasıyla anca bir yer bulabildik. Size de tavsiyem haftasonları için değil ama bayram tatillerinde, mezarlıkta yatmak istemiyorsanız erken davranmanız olacaktır.

Tekne gezisi yapmazsak bizi döveceklerini düşündüğümüz için bir günümüzü koyları gezmeye ayırmıştık. Yine de merkezde nerde denize girilir görmek için, Akyaka plajına (Meşhur Yücelen otelin hemen önü) bir uğrayalım dedik ve aşağıdaki fotoğrafı çekme şansına(!) eriştim.

Processed with VSCO with hb1 preset

Game of Thrones – Season 2 Episode 4

Hani Cruise turlarında havuz fotoğrafları olur ya, herkesin temas halinde olduğu, havuza sadece ayakların sokulduğu, işte onun gibi bir deneyimdi bizim için. Durmadık, plajdan orman kampına doğru yürüyüp şansımızı kayalardan yana kullanmak istesek de, yüzecek yeri yine bulamadık.

Akyaka Plajı ve Orman Kampı hüsranından sonra bir de çok bahsi geçen Akbük Koyu’na gidelim dedik. Akbük (Didim’deki ile karıştırmayalım) Akyaka’ya  40km uzaklıkla, Gökova’ya bağlı bir koy. Giderken yolda irili ufaklı bir sürü koy var aslında. Trafik çok yoğun değilse , yolda durup koyların da keyfini çıkarabilirsiniz. Trafik yoğunsa diyorum çünkü, yollar çok dar ve maalesef arabalar hızlı ilerliyor, hayatınızı tehlikeye atmayın, sakin sakin lütfen.

Processed with VSCO with hb2 preset

Akbük – Renkler süper

Akbük’e varınca şaşırmadık, tabi ki orası da ana baba günüydü. İyi ki yanımıza katlanan sandalyelerimizi almışız yoksa şezlong bulmak gerçekten sıkıntı olabilirdi. Koya giriş arabayla 20TL ve şezlong fiyatı ise 10 TL. Koy güzel güzel olmasına da, insanlar mı pis ne, her yerde karpuz kabukları, çocuk bezleri vs. Ortama daha fazla dayanamayıp, doğa ne kadar mükemmel olsa da 1 saat sonra kaçmaya karar verdik. Dönüşte bizi bir sürpriz daha bekliyordu, 40 km’lik yolu 2 saatte gidebilmek. Neyse dedik, ilk günü kalabalıkla boğuşarak geçiriyoruz, bari akşam yemeğimiz güzel olsun! Rezervasyon yaptığımız yeri aradık, tabi adamlar bizi mi bekleyecek! Rezervasyon iptal.

Biz de bunun üzerine, Azmak kıyısındaki restoranlardan “Kordon”u tercih ettik. İyi ki de etmişiz. Yediğimiz tüm mezeler (Garsonlardan Fatih Bey sağ olsun) ve laos (bir çeşit balıkmış, 50 çeşit söylenişi var) mükemmeldi.

Bu arada Azmak nehri, yaz kış su sıcaklığı 8 derece olan ve sürekli devinim halindeki bir nehir, haliyle temiz görünüyor. Diğer ismi de Kadın Azmağı (hemen şakalar yaptık tabi türlü türlü).  Nehrin suyu Torosların uzantısından geliyor. %60’ı bol mineralli sodalı ve %40’ı kaynak suyu olan bu nehrin her türlü hastalığa ve cilde iyi geldiği söylenmekte (soğuğun etkisini anlamak için bkz: Rus kadınları). Maalesef günümüzde, içinde bulunan bitki ve canlıları hiçe sayarak, suyun içinde arabasını yıkayanlar bile varmış.

Cesur yürekler, günün her saatinde suya atlayabiliyor. Daha da cesurları, rakı masasını suyun içine kurup, saatlerce demlenebiliyor (yapmadım ama merak ediyorum midede sıkıntı oluşuyor mu).  Derseniz ki biz o kadar almayalım, ayaklarımızı soksak ya da tekne turuyla boydan boya nehri gezsek yeter deseniz, o da olur. Turlar, dolmuş mantığıyla çalışıyor, yaklaşık 10 kişi dolunca kalkıyor, toplamda da 30 dakika sürüyor.

Processed with VSCO with hb2 preset

Azmak

Azmak atraksiyonları dışında Akyaka’da yapılabilecekler;

  • Akyaka Tekne Turu -> İstediğiniz gibi bir tekne bulma şansınız mevcut. İster 100 kişilik, ister 30, ister grup olarak kiralanacak özel tekneler. Görülesi koylar Sualtı mağaraları, Ziraat, Lacivert (120 metre imiş, miçonun yalancısıyım, kalbim o koyda kaldı resmen), İncekum (belli bir yere kadar arabayla, sonrasında da römork ile gitmek de mümkün), Akbük. Fiyatlar kalabalık tekneler için 50-60 TL civarı. Özel tekne kiralamak ise pazarlığa tabii. 1300 TL’den başlayıp 900TL’ye kadar iniliyor (Bunu gördü bu gözler). Kalmalı düşünürseniz de 4 kişilik tekne için 200TL daha eklemek gerekiyor.
  • Sedir Adası Turu -> İçinde artık hiç sedir ağacı bulunmasa da ismini oradan alan bir ada burası. Zamanında Kleopatra burada güneşlenmek için Mısır’dan kum getirtmiş, diğer ismi de Kleopatra adası bu sebeple. Küçük, parlak taşlardan oluşan bu kum zamanla, insanların ceplerinde ya da şişelerde adadan kaçırıldığı için günümüzde ada dışına çıkarmak yasak hale gelmiş. Bu sebeple kumsala yaklaştığınız anda cankurtaran düdüğüyle sizi uyaracaktır.
Processed with VSCO with c1 preset
Komün yaşamdan örnekler

Adada bir adet tesis bulunmakta. Yiyecek, içecek, duş, WC, şezlong mevcut. Giriş 20                TL. Müzekart ve İşbankası kartı kullananlara bedava.

Processed with VSCO with hb2 preset

Cleopatra’ya teşekkürler

  • Kitesurf olayı -> Şimdi dürüst olmak gerekirse bu iş biraz ciks. Karşılaştırınca Alaçatı’da sörf yapmak bile ucuza geliyor. Eğitmenlerle konuştuğumuzda bisiklet binen herkesin yapabileceğini söylediği bir aktivite olmasına rağmen, bisiklet almak ile ekipmanları kiralamanın (kira diyorum sadece) maliyetinin neredeyse aynı olacağını da söylemeden geçemeyeceğim. Bu spor için Türkiye’deki en uygun bölgenin Akyaka olduğu söylenmekte. Bunun da nedeni denizinin sığ ve kumla kaplı olması, rüzgar alması ve açıklığının büyük olmasıymış. Tüm okulların sıralı olduğu plajda istediğinizi seçebilirsiniz. Biz “Maximum” standına (ev gibi, tahtalı şeyler aslında) giderek bilgi almak istedik. Federasyonun şart koştuğu eğitim saati minimum 8 saat olduğu için, daha düşük saatte ders almamız mümkün olmuyormuş. 9 saatten başlayan temel eğitim 3 güne yayılarak 1500 TL’ye alınabiliyor. Daha sonra da günlük ekipman kiralamak 250 TL civarında. Bunu bilerek ve planlayarak geleceklere şiddetle tavsiye ediyorum ki 3-4 günlüğüne Akyaka’ya gelinirse, bu aktivite için zamanınız bulunamayabilir.

Processed with VSCO with hb1 preset

 

  • Günlük Fethiye Turu -> Evet, farkındayım. Akyaka’ya gelmişken Fethiye ne alaka diyeceksiniz ama insanların denize ayağını sokmak için yarıştığı bir dönemde, alternatif planlar yapmak zorunda kalabilirsiniz. Biz de bu yüzden 100 km ötedeki Saklıkent’e uğrayalım dedik.
  • Saklıkent Kanyonu -> Toplam uzunluğu 18 km olan, yüksekliği 200 m civarında olan kanyon. En sonunda sicim şeklinde akan bir nehre sahip, onu görmek için de 1 saat yürümek ve 1 saat geri dönmek gerekiyor. Güzel yer aslında da, insanlara çöplerin nereye atılması gerektiğini öğretmek gerekiyor, üzülüyor insan gördükçe.Giderken deniz ayakkabısı (çok tarz olanları varmış, baya George Hogg benzerleri mevcut) satın alabiliyorsunuz ki alınmasını tavsiye ederim, tırmanmalı bir parkur adeta.

Processed with VSCO with hb1 preset

  • Ölüdeniz -> Derseniz ki biz yunuslarla havuzda değil, karetta karettalarla doğada yüzeriz, buyrun efendim, buraya alalım sizi. Minik kafalı arkadaşlarımızla yan yana yüzebilmek, kano yapmak, bisiklet kiralamak için benim en sevdiğim lokasyon sanırım.
  • Kelebekler Vadisi -> Belcekız plajından kalkan teknelerde 30 dk’da ulaşılabilen, gündüzü sakin, gecesi rock bar kıvamında olan vadi. Bir görün derim, şelaleye tırmanırken dikkat, nice yağız delikanlı harap oldu oralarda.
  • Kayaköy -> Merkeze 8 km uzaklıktaki bu antik şehir(köy), adından anlaşılacağı üzerine kaya evlerden oluşan bir coğrafya. Sıcağın alnında, üşenmem giderim derseniz, 1957 yılında meydana gelen deprem sonucu yıkılmış evlerin kalıntılarını görebilirsiniz.
  • Babadağ’dan yamaç paraşütü yapmak -> Çoğu mesai arkadaşımın Facebook profil fotoğrafını değiştirmesini sağlayan aktivitedir kendisi. 150 TL gibi bir fiyata, Belcekız’dan dolmuşlarla yaklaşık yarım saatte Babadağ’a çıkıp, yamaç paraşütünü tecrübe etmek mümkün. Çok yaşlanmadan denemeli (deneyemedi)!
  • Günlük Marmaris Tekne Turu -> Limandan kalkan, her zevke hitap eden birçok tekne var yine. Dönüşte de Marina’ya uğrayıp beyaz yaka geleneğini es geçmeden, Starbucks’tan kahve alınabilir.

Akyaka’yı ikiye bölelim desek, yerliler ve İstanbul ahalisi olarak bölebiliriz herhalde. Yerli kısımdaki restoranların hepsi yıllardır orda olan, en azından büyüyen ama özünü koruyan işletmeler. İstanbullular da son yollarda açılan ve tabi ki İstanbul fiyatlı yerler. Sanırım Akyaka’nın Kitesurf konusunda uygun bir plaja sahip olmasının bir sonucu bu.

Bu kadar gezdik, biraz enerji lazım derseniz;

  • Ayşe Ana’nın Yeri -> Ev yemeği kategorisinde birinci, yılların markası. Mantı efsane.
  • Kordon Restoran –> Abartmıyorum sanırım ama yediğim en yumuşak ve leziz ahtapotu burada yedim.
  • No 22 Riders’ Inn -> Gündüzü, gecesi ayrı güzel, kokteyl merkezi, sörfçü ve direk İstanbul mekanı. Otel kısmı da mevcut. Piyasamı yapayım, çapkınlık turuna çıkayım derseniz, buyurun efendim.
  • Akçapınar tostçusu -> Kitesurf plajından dönerden meşhur salçalı tost için durak yapılabilir. Mekan eski Marmaris yolunda.
  • Halil’in Yeri Restoran -> Ünlülerin genelde tercih ettikleri, adı en çok duyulan ancak diğer mekanların pek de tavsiye etmediği (bilmiyorum neden) yer. Bir dahaki sefere denenecek.
  • Toprak Ana Restoran -> Fethiye dönüşü uğranabilecek, sunumuyla göz banyosu yaptıran, lezzetleriyle de mide fesadı geçirten bir mekan. Evcil tavşanlarla kanka olmak da bonusu.
  • Sottovento -> Yine bir İstanbullu mekanı ama sade bir yer. Pizzaları lezzetli, denk gelirseniz, DJ performansı bile var 🙂
  • The Pop shop -> Şekersiz, meyve püresinden yapılan dondurmalarıyla nam salmış bir tatlıcı. Yedik, beğendik çünkü hazır dondurmaların aksine göbeğimizi şişirmedi.

Processed with VSCO with hb2 preset

Tavsiyeler

  • Özellikle akşamları sinek istilasından korunmak için bir ilaç almak gerekiyor ancak restoranlar bunun için çoktan hazırlıklarını yapmışlar, no panic!
  • Bayram gibi kalabalık zamanlarda gitmeyin! Sakin bir şehir istiyorsanız, gitmeyin! Kimse gitmesin! Tavsiye edilen dönemleri, Haziran’ın ikinci yarısı ve Eylül ayı (otel sahibimizden onaylı).
  • Özel tekne için pazarlık esas!
  • Son olarak da dünya barışı için el ele verelim. Teşekkürler ! 🙂

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s