Antwerp (Anvers) – Bir Expat cenneti

İş gezilerinin birkaç güzel tarafı var. Business class uçmak, high cost otellerde kalmak gibi. Bana kalırsa en güzel tarafı da ne kadar yorgun olunsa (gece gündüz toplantı, yemek vs) ve kısıtlı zaman olsa da gidilen şehri gezmek için vakit yaratılabilması. Seyahat tutkunu bir beyaz yaka olarak, aldım laptop’umu sırtıma, vurdum kendimi Antwerp sokaklarına.

Processed with VSCO with hb2 preset

Antwerp, Belçika’nın kuzeyinde bir liman kenti. Scheide Irmağı kıyısında (büyük bölümü sağ kıyıda), Brüksel’in 37 km kuzeyindedir. Belçika’nın en büyük, Avrupa’nın da ikinci büyük limanına sahip (ilki Rotterdam). İş dünyasında genel olarak lojistiğin merkezi olarak anılıyor. O sebeple lojistik sektöründe çalışanlar illa ki günün birinde buraya gelecektir diye düşünüyorum. Bu rehber de öncelikle tedarik zincirinde çalışan çok sevgili beyaz yakalı kardeşlerime gelsin 🙂 .

Şehir isminin anlamini bir efsaneden alıyormuş. Antwerpen; el- atan demek. Efsaneye göre Schelde nehrinin kıyısında yaşayan Antigoon isimli dev , gemilerden haraç toplar, vermeyenlerin de elini keser denize atarmiş. Bir gün genç kahraman Silvius Brabo bu devi öldürüp, elini keserek nehre atmis ve kısaca efsane olmuş . Brabo’ nun büyük bir heykeli şehrin merkezindeki Grote Markt’ta bulunuyor.

Processed with VSCO with hb2 preset

Ben şehre Brüksel havalimanından trenle (tek gidiş hafta için 7.6 euro) geçtim. Eğer gidiş-dönüş bilet alınırsa daha uyguna geliyor. Biletler danışmadan ya da kredi kartıyla makinalardan alınabiliyor. 15 dakikada bir tren olduğu ve trenler zamanında geldiği için mutlu oluyor insan tabi.

Yaklaşık 35 dakikada Antwerp merkez tren garına ulaşıyorum. Burası dünyanın en büyük 4. Tren garıymış. Her kattan geçen tren var, buna rağmen karmaşa yok. Garın içinde aynı zamanda dükkanlar da mevcut. Bunlardan en populer olanı da Comics Museum/Shop. Çocukların keyifli zaman geçirmesi için çizgi roman karakterleri temasına sahip farklı oyuncaklar mevcut. Hediyelik eşya da alınabiliyor. Yeri gelmişken bahsetmek iyi olabilir. Belçika’nın en güçlü olduğu sanat dalı karikatür sanırım diyebiliriz (Müzikmiş bir de, ben rezil oluyormuşum). Büyük şehirlerin hepsinde bir karikatür müzesi mevcut. Alınacak hediyelik eşyalar da bu kapsamda düşünülebilir.

Processed with VSCO with hb1 preset

Antwerp Belçika’nın ikinci büyük şehri olduğu için görülmesi gereken yerleri de bol. Hal böyle olunca bir mühendis olarak kompozisyon şeklinde ilerlemek yerine madde madde sıralamayı aldığım diplomaya bir borç biliyor, aşağıdaki gibi özetliyorum.

Cathedral of Our Lady -> Şehir merkezinde yer alan bu Katolik katedrali ilk görüşte Burj Khalifa etkisi yaratıyor. Yanındaki rakımsız binalardan o kadar yukarıda ki kadraja sığdırmak emek gerektiriyor. Sanırım bu yüzden girişe 6 euro isteniyor. Açıkçası daha önce hiçbir katedrale girerken para istendiğini görmemiştim, garip geldi.

Rubenshuis -> Peter Paul Rubens adlı ressamın evi. Kendisinin ismini epey duymuş olsam da şehre ayak basana kadar resimlerini bilmezdim. Ressamın 400 yıl önce yaşadığı evi ve bahçesini görebilirsiniz. Klasik sevenler için uygun. Giriş 8 euro.

Museuum aan de Stroom (MAS) -> Şehrin nispeten daha dışında (zaten Şirince kadar şehir, ne kadar dışarıda siz düşünün) yer alan karma bir müze. Karma diyorum çünkü 10 katın herbirinde farklı türde (resim, heykel, fotoğraf vs) bir sergi mevcut. En üst katında ise tüm şehri görebileceğiniz bir manzara sizi bekliyor olacak. Merdivenle çıkmak biraz yorucu olsa da her katın kendine has tarzını ve katlar arası geçişleri görmek açısından tavsiye ederim. Giriş 10 euro, ücretsiz kısmı ise merdivenler ve çatı manzarası.

Processed with VSCO with hb2 preset

Processed with VSCO with hb2 preset

Antwerp Zoo -> Ben gidemedim, siz gidin ki pelikanların ve kelebeklerin olduğu bölümde fotoğraf da çeklin ki ben de kıskanayım. Giriş 22.5 euro.

Tren garı -> Dünyanın 4. Büyük garı olarak tarihe adını yazdırmış olan bu istasyon 19.yy’da inşa edilmiş. İşin güzel tarafı da bu kadar büyük olmasına rağmen yol bulmanın gayet kolay olması.

Processed with VSCO with hb1 preset

Modemuseum -> Modayla merakı olanların (belki) gidebileceği bir müze. H&M’den 5 euro’luk T-shirt alan bir bünyeye fazla iddialı geldiği için girişin 8 euro ve içeride Hermes ile ilgili detaylar olduğunu öğrenip uzaklaşıyorum.

Processed with VSCO with hb2 preset

Het Steen -> Bu ortaçağ kilisesi Antwerp’in en eski binası. Adı afilli gelse de Stone Castle anlamına geliyormuş. 19. yy’a kadar sınırları epey genişmiş, içinde kilise, hapishane, tarihi evleri de barındırırken, rıhtımın genişletilmesi sırasında hepsi yıkılmış ve bugünkü halini almış. Şu anda içeride çocuklar için workshop’lar düzenleniyor sadece.

Processed with VSCO with nc preset

Grote Martk -> Üçgen biçime sahip meydanda 16. yy’da dünyanın farklı ülkelerinden mimarların katılımıyla yapılmış Stadhuis (Belediye Binası) , 1887 yılında Jef Lambeaux’ın Brabo adlı bronz heyheli ve lonca evleri bu meydanda görmeniz gerekenlerden.

Processed with VSCO with hb2 preset

Plantin-Moretus Museum: Unesco dünya miras listesine alınmış tarihi bir matbaa müzesidir.

Meir Straat -> Sabah 10:00 ila akşam 19:00 kadar araç trafiğine kapalı, cadde boyunca her türlü mağazayı bulabileceğiniz bizim İstiklal Caddemize benzer bir sokak. Mağazalar dışında sokak içindeki binalarda sanatı görmeniz de mümkün. Meirstraat’ın en başında 17. yy döneminin en önemli ressamlarından biri olarak bilinen Van Dyck’ın heykeli burada yer almaktadır.

Processed with VSCO with hb1 preset

Diamond District -> Yahudi’lerin ele geçirdiği bir şehir olan Antwerp elmas endüstrisinin başkenti olarak biliniyor. Türk kültüründe düğün öncesi aileler kızlara altın almak için kuyumcu kuyumcu gezerler ya, işte o tarzda birçok elmasçının (adı neyse artık) bir arada bulunduğu bir muhit burası. Tren garının dibinde olduğu için geçerken bir bakmak yeterli bana kalırsa, fazla bir numarası yok. Takı olayını ilave olarak da Belçika’nın dantel merakından bahsetmek gerekiyor belki de (çeyiz kelimesini çağıştırdı herhalde ki bağladım). Her şehirde her sokakta bir dantelci bulunuyor, ilgilenenlere, alternatif arayanlara, düğün yapacaklara duyurulur 🙂 .

St Anna’s Tunnel -> Burası aslında bir tünel adı üstünde. 5 km uzunluğunda nehrin altından geçen ve iki yakayı bağlayan bir yer altı yolu. İnsanlar asansörle ya da yürüyerek (millet alışkın yürümeye) aşağı iniyor ve klostrofibik olmayanlar yolu tamamlayabiliyor. Ben fotoğraf çekmekle yetindim bu sefer.

Processed with VSCO with hb2 preset

Middelheim -> Burası içinde müze barındıran bir park. Yemyeşil, tipik bir Avrupa parkı. Biraz şehir dışında olduğu için bisikletle gitmenizi tavsiye ederim. Hem şehri dolaşmış hem de parkı gezmiş olursunuz. Açıkhava müzesinde ise Rodin’den yerel sanatçılara kadar birçok farklı ismin yaklaşık 215 tane eseri sergileniyor. Park diyerek açılış-kapanış saatlerini dikkate almamazlık etmeyin derim netekim 20:00’da kapılar kapanıyor taa ki sabah 10:00’a kadar.

 

Karnımızı nasıl doyuralım ?

Tabi ki patatesle! Belçika’ya gelmişken patetes kızartmasının envai çeşidini yemeden dönmek yok. Standart dışı birşey yemek isterseniz “Frites Atelier”e uğrayın derim. Onun dışında merkezde bol bol İtalyan restoranı mevcut. Kendilerine Rosario, Mario gibi isimler taksalar da aslında bir kısmı Türk, ekmek parası deyip geçiyoruz tabi.

VPGH2813

Türk alışkanlığına göre midyeye meze diyebiliriz sanırım. Adamlar için ise tencere içinde pişirilen, domatesli, biberli, sarımsaklı bir yemek çeşidi. Bir tenceresi tek kişiye büyük gelebilir ancak yemeden dönmeyin derim.

Alkol kullanmayanlar bir sonraki paragrafa geçebilir çünkü Belçika’nın biralarından bahsetmeden geçemeyeceğim. Ükede küçük, büyük toplamda 178 adet bira üreticisi varmış. Bu sebepten sanırım hangi mekana otursam meşhur biramız diye getirdikleri bira farklı oldu ve hepsi de güzeldi. Stella Artois çok populer bu sıralar. Sonrasında Jupiter, Maes, Duvel, Lambic diye devam ediyor. Benim en sevdiğim ise De Koninck oldu.

Belçika’da çikolata olayı da aşmış durumda. Özellikle Leonidas, Stefs gibi turistik markaların önünde sıra bile oluyor. Fiyatları market ürünlerine göre bir tık fazla derseniz, markette de her çeşidi mevcut. Bir pazarlama harikası olan waffle’ı da deneyin derim ki aslında bizim yaptığımız çeşidinin daha güzel olduğunu anlayın. Hamur kısmı 1 euro, üzerine her eklenen malzemeyle ( her malzeme 2-3 euro) 15 euro’ya kadar çıkabiliyor, alt tarafı waffle dememek lazım o sebeple (çok para harcadığı için pişman olan adamın yakarışı).

Processed with VSCO with hb2 preset

Antwerp Card

Gözlemlediğim kadarıyla çoğu kişi Antwerp’i bir günde gezebiliyor (imkanlar doğrultusunda diye düşünüyorum, netekim yetmez). Yine de daha detaylı müze programı, aynı zamanda toplu taşıma kullanılmak istenirse city card fiyatları aşağıdaki gibidir.

24 saatliği 27 euro

48 saatliği 35 euro

72 saatliği 40 euro

BGPV2340

Bisiklet olayı

Bisikletini İzmir’de balkondan çıkarmayan bir insan olarak, şehri az çok anladıktan sonra en yakın noktadan hemen bisiklet kiraladım. Çünkü Antwerp dümdüz bir şehir, çok da büyük değil. Hal böyle olunca uzak noktalardaki güzellikleri görmek için bisiklet çok mantıklı bir seçenek oluyor. Bir Amsterdam değil belki ama bisikletliye saygı da üst seviyede. Desteklenmesi için de hem yollar buna göre planlanmış hem de şehrin birçok noktasına kiralama noktası eklenmiş. İşin güzel yanı da günlük kiralama 4 euro ve telefonunuza gelen şifreyle 24 saat içinde istediğiniz kadar bırakıp alabiliyorsunuz. Bir noktadan alıp başka noktaya bırakmak mümkün. Hamlıktan mütevellit oturulan yerin ağrımasına rağmen şiddetle tavsiye ediyorum.

Processed with VSCO with hb2 preset

 

 

 

 

 

 

 

 


Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s